13 Mayıs 2012 Pazar

Boyle de acınası bi sabah görmedim, tebrik ederim. Boyle boş boyle eski boyle kücük boyle bebek. Simdi solesem sen de gülcen biliorum. Saat 11:00. "Allahım" diorum "nese ki ölünce bitcek, şükür ki bi gün bitecek" Allahım, söle nerde neyi beceremedim, bu sabah ne demek? Allahım, sen de beni sevsen olmaz mıydı? Ne yaptım bu hınç bu nefret bu külfet için? Allahım, konuşmuyorsun, bari duyduunu göster, bi okşa saçımı, bi üfle nefesini, bi uzat elini, bi bişii yap olmaz mı? Allahım, kimse yok tamam peki de, sen de olmazsan olmaz gibi. Bu yedinci kat cezbediverecek bi gün zihnimi, bu Newton bu yerçekimini bulmasaydı daa iidi. Allahım, kimse yoksa sen olsan olmaz mı? Onu da vermez misin? Niye ki?

23 Mart 2012 Cuma

niyetimi bozdum kabul etsin amin

Bizim oralarda bi masa var, iki kişilik, minik odundan bişe. Mutfakta tabii bu, ben de anca burnumu silmeye mendil almaya giriorum mutfaa, dekoratif amaçlı yani. Yok ben salonda sigara içemem bidi bidi die die 6 ay bu masa başında tünedik. Şu ana dönersek, 3 gün önceden yeminimi ettim ben, o 35'lik o masaya konacak! Yaş üzüm olacak! Sadece 2 bardak çıkacak! 40 saattir falan uyumadım, uyku deil gözümde, şu an böbreğim alev alsa farketmez. O rakı bitecek! Ben yine aynı yere oturdum,bence manzarası daa güzel, onun yerine bi tane teneke Efes koydum- ben aslında yeşil şişe severim-. Bi mum yaktım. Bak çok büyük yemin ediyorum, bu şarkılar bu hayatta bana son kez çalınacak! Ben en son burayı sabahın7'sinde hatırlıyorum. Aynı selection'ı içiodum geceden kalma. Önümde zeytin ağaçları uzanıo yeşil yeşil. Ben, bakıp da nefret edecek yer arıodum. Ben en son burada kimim kimsem olmadıında oturmuştum, bi başıma. Karşımda bi de utanmadan " seni üzdüm, özür dilerim" dien biri vardı. Hani ortaokulda falan öğretmene boklu bi şaka yapılır,sandalyeye osuruk torbası konur, o babayiğit, o sarsılmaz iradenin dünyadaki gölgesi, o otorite popoyu değdirir değdirmez saçmasalak bi ses çıkar, böle bütün sınıf da gülmekten yarılmak isteyip boğazdan yükselen volüme karşı koyar, dudaklardan pıtır pıtır üç beş nefes kümesi kaçar "prrp prrrrp" die hani, aha işte o ses, o tepki çıkmıştı benden. Sabahın 7'siydi taam da, gecenin 3'ü 5'i nassı geçti? sormuosun da hiç. Gecenin 1'i gaz sancısı mı nedir bilemediim bi karın ağrısıyla uyanarak geçti. Oturdum,bi sigara yaktım. Bi kez düşündüm, bi kaç nefes çektim, bi daa düşündüm. " Yapma cicim, sana yakışıo mu? Hiç hafiyelik yaptın mı? Eline yüzüne de bulaştırırsın, utanmıo musun hiç,cık cık ne ayıp.." falan dedim kendime. Ben bugün bunu öörendim, o gaz sancısını tuvalette sıçamadıysan bi yerlerde gerçekten ciddi sıçtın demektir. İnsan durup dururken kabız fizyolojisine girmiomuş. Ya Pelin ya Gizem ya da hangi kaltaksa artık, altta illa bi fahişe oluomuş. Ay canım, hepsi gündüz gözüyle anadan üryan atladılar de mi senin pek kıymetlinin boynuna? O da çaresiz darwinsel kimyasının esiri oldu di mi? Ah şimdi şöle bi jilet olsa, bölse beni ortadan ikiye, bi yarım gidip bi tokat patlatsa, "bok! daa ne var istediin?!" dese, işte öbür yarım böle, gecenin 3'ü 5'i olmuş, masadaki mumu sönmüş, bi otuzbeşlik kadar ağlar, anlamaz anlamaz anlamaz bi daa sorar; benim nerem yamuk allaam,der.

Rakımın tadı kaçtı.

22 Mart 2012 Perşembe

suyuna mı gitti

Ay bildiin cici cici bişiler yapmışım ben burda, unutmuşum. Şimdi 1 aydır falan ruh halimle aramda bazı problemler var, üzerinde çalışıoruz hala, hıh işte bana sözünü geçiremedi demin, "pırakk yaa, neyse nee, bakcam ben karrdeşim" die, eski kalpsiz, vicdansız, kapımın önünde ölse sümüümü sürmem, taş olasıca: "ii de adını koymamıştık ama biz"imin hesabını ıncık cıncık araştırırken yanlışlıkla geldim buldum blogumu. Böyle de güzel güzel yazmışım , okudum keyiflendim valla.
Eve gidiim yarın, tüm konsantrasyonumla seninim bebeyim.
Bak bi de gizem'den de tiksincen arkadaş, ya da komple intern milletinin suyuna gonoreyi bascan, karşıdan bööle göbeini elinle tutup hohoho die gülcen. En güzeli.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

allah belasını versin bu kolajın!!

400 küsür numara var telefon rehberimde. Hadi çık 150'sini, iş falan onlar, kalan 250'nin hepsi mi vicdansız? Açmışım şarabı, gökhantürkmenşovnayt yapıorum, tek şarkı  eşliğinde, 53. saniyeden başa alıp duruyorum. Ya kardeşim tereddütsüz sarhoşum zaten, ne diye açılmıyo o telefon, hepiniz mi sevişiosunuz ya? Aynı anda sıçamayacağınıza göre başka seçenek var mı? Ardarda 5 numara çevirdim, beşi de açmadı telefonu. Çok da bişe demicektim zaten, bi "elliüç" derdim bi de "dört" derdim en fazla. Şu an o "dört" çok mühim benim için. Başka bir şey akmıyor içimden. Kötü kokuyor zaten melankolim bile, o dört tam AGD. Biz çok ukalayız, pek bi kendimizi beğeniriz. Sırf sen anlama diye ASPAVA saçmalığında kısaltmalar falan yaparız. Üşendiğimizden değil, valla hava olsun diye. Hipokrat felç olur gülmekten. AGD-ben, bi şişe şarabı mosmor dudaklarımla içerken böle böle dörttt die sayıklıyorum. Bu telefonu icat edenin de, bu short message service'i verenin de, bu youtube'a playlist ekleyenin de bedduası eksik olmaz ben biliyorum. İnsan bu kadar kolay junkie olmazdı o zaman. Bi de Aylin Aslım olmasaydı tabii, Ahh demeseydi mesela. Ha tabii bilek keserken Kimbra olmamalıydı elbette. O kadar zaman tutunca kendimi böle sarı turuncu garip bi renk aldı hayatım işte. Öff, demek istiyorum ki, o telefon rehberi beni tutamayacaksa o battaniye de girsin hepsine! Kardeşim bi Pelin'lerden korkcaksın, bi de dişlerini fırçaladıktan sonra sigara içen kaltaklardan. Daha beteri direkt escort oluyo zaten. Korkma tabii, ne korkcan. Tiksin mümkünse, becerebilirsen tabii. Anlatamıyorum ki kendimi. Konsantre cümlelerden ne bekliyosam. Anlayacaksan tek şey anla: "Çokk". Eyvan'da kebap yemek gibidir, Yıldız'dan künefe gibidir bu. Bi de ciğerci Bedo'da uykuluk gibi. Böyle bi organ yok aslında haberin olsun.

15 Nisan 2011 Cuma

çok da tın

yüzlerce gün yapsam ne süpper olur dediim şey oldu, burktum ben bu ayağı, gidemiyorum işe, yeyy!! Ohh sabah uyuyorum uyuyorum ama nassı tatlı o kısım, böle telefonun alarmı çalıo, dönüorum kıçımı diğer yöne, gerindikçe geriniyorum yatağın içinde. Bu taraftaki çarşaf yastık falan biraz daa soğuk, ohhh miss :D Yürüyemediğimden yemek falan da yapamıyorum, diyetteyim zaten bu aralar. Oha 6 kilo almışım yuh, boy 160 olunca 6 kilo 2 bedene tekabül edio. Lanet olasıca Mango Aynası Sendromu yaşadım geçenlerde. Hayat boyu ne giysem yakışmış böle şıkı şıkı biriyim ben. Hiç yaşamadım kabine birlikte girdiklerimin içine girememeyi. Ama bu 13.2 poundluk (böyk) pizza+whopper+otlu pide+makarna birleşimi, o kabinde canlandı tek tek yerleşti sağ sol uyluk, popo, bel ( ki roket diorum oraya, kottan ilk fırlayan, geri sayımı bile beklemeyen kütle yığını) göbek kısımlarıma. Canlandı derken ciddiyim, popomda bi büyük alana bi büyük bedava iki adet extravaganzza, sevgili permesanlı makarnam dolanmış belime, göbeğime de bol acı soslu whopper oturmuş. Allaam aynayı verdin peki o spot ışıklar niye? -İşkencenizi ücretsiz büyük seçim yapmak ister misiniz?- Böle yukardan yukardan vurdukça portakal kabuğu görünümü olması gereken yerlerin krater gölü kıvamına geldiğini gördüm. Ama gencim ben, hani Cameron Diaz 40 küsürde ama hala taş, ben daa 20'nin son çeyreğine bile gelmedim? Hoff, romantik komedi karakteri olsam ne süpper olur diorum çok çook zaman. Nese başka zaman. Hıh işte o mango aynası vitrin camı gibi deil, çok ve pek çok acımasız. Laan yaz da gelio nassı giycem ben sekiz çocuk doğurmuş gibi görünmeden o bikiniyi diye diyete başladım. Iyy hiç sevmem haşlanmış lahana,ot,püsür. İlla spor yapcan dediler o zaman. Bence buzdolabını ne yicem yaa die açıp kapamak bile yorucu, hafif bişilerle başlayalım o zaman dedim. Şaka şaka. Aslında tam da öle olmadı. Kocca işyerinde spor yapan tek adam var, benim de ona ayak uydurabildiğim tek spor var: çakma tenis. Mecburen badminton oynuyoruz. E ama ben sigara içiyorum, vücut kitle indeksim de kötü bi grafi çiziyor bu aralar. Haliyle nefesimle beraber tükürükler saçarak koşturuyorum topumsu şeyin ardından. Bir iki idare ettik, bu sırada toplum içinde bile çaktırmadan kıçıma başıma dokunuyorum, sora kendimi gaza getiriyorum " Bak bak sıkılaşmış bile, ohh roket de küçülmüş mü ne, küçük güdümlü füze olmuş. he he, böle böle bi aya kadar tam olurum ben" falan diyorum kendime. Ve daha 3. seferde acıdan midem bulanıyor, gözlerim yaşarmış, yüzüm bembeyaz, suratımda çiğ çiğ insan yavrusu çiğnemişim gibi bi ifade acilde tekerlekli sandalyeyle yarış yapıyoruz. Ciddiyim. Her ne kadar sağ ayak bileğim boğa kadar olmuş olsa da rekabet benim göbek adım bebek. Kimse benden daha hızlı röntgen çektiremez. İki dakkada bakıyolar kırık falan yok. Dandirikten bi reçeteyle yolluyolar beni, bi de bi hafta falan basma üstüne diyor. Allam işte o an güneşten bir hüzmeyle aydınlanıyor ortopedist, alçı falan kaplanmış eli yüzü ama umrumda deil, ver elini öpcem diycem. Küçük kanatlı pericikler dolaşıyor etrafta, pembe pırıltılı tozlar saçıyolar her yana. Georgie jenerik müziği eşliğinde usulca başımı bizim elemana çeviriyorum, bi yerde patronum sayılır, kahküllerimin altından böle yukarı yukarı bakıorum gözlerimi kırpıştırarak. "Ay ama nassı olur çalışmam lazım" . Sevgili patronum da bir kabasakal duyarlılığıyla " Ne var olm bize de oldu, geldik çalıştık insan gibi, bişe olmaz" diyor. Ve o an, Allaam o an, cennetten küçük bir parçanın düşerek aydınlattığı o acil, yine sefil yine kusmuk ve bok kokulu saçmasapan bi yere dönüşüo. Poff. Patron da o anime bakışımı kıçıma sokmamı tembihleyen bi gülümsemeyle sakin sakin sürüyor tekerlekliyi. Kaderime razıyım, yapcak bişi yok. Ama ertesi sabah benim bileğim artık benim deil, Frankenstein'nın küçük oğlu olmuş. Ve acıyoooorr. Kessen gitmem ben o işe artık. Yapcak bişi yok. İhi. Ve böylece Shameless, Glee, Community, Secret Diary of a Call Girl denizinde kaybediyorum kendimi 2 gündür. Özetle; tembelim.